Kollarımı,başımı ve yüzümü koruyabilmek için başımın etrafına sarmıştım.Gözlerim korkuyla kapanmıştı.Gittikçe bana yaklaşmakta olan caddeyi ve düşüşümü böylece durdurabileceğimi sanıyordum. Aşşağıya düşmeme on,beş metre kala ayak bileğimden yukarıya doğru hızla ve acı vererek çekildiğimi hissettim.Sonra her şey bir anda durdu!Gerçekten her şey durmuştu.Gözlerimi ancak bir iki dk sonra açabildim.İnanamıyordum.Artık düşmüyordum... Başımı biraz yukarıya kaldırarak beni ayağımdan neyin tuttğunu görmeye çalıştım.Büyük bir şans eseri ayak bileğim bir kısmı topraktan dışarıya çıkmış kalın ve oldukça sağlam görünen bir köke takılmıtı.Bense uçurumla cadde arasındaki on beş m yükseklikte baş aşşağı sallanıyordum.
Arada bir de sağlam bir dala tutununca duruyor,artık çok yukarılarda kalmaya başlamış sokağımızdan gelen sesleri dinliyordum.Acaba annem sesleniyor muydu?Görünürde ne Arap vardı,ne de başka bir kedi. Aşşağıdaki boşluğa baktıkça korkuyor,kendime cesaret vermek için,<>diye düşünüyordum.O zamanlar düşünmediğim en önemli şey bütün dağcıların 9 yaşındaki bir kız çocuğundan çok daha tecrübeli olduklarıydı. Ben aşşağı doğru indikçe uçurumda yaamakta olan kuşlar çığlıklar atarak uçuşuyor,kaçan diğer hayvancıkların kıpırdattıkları yapraklar hışırdıyordu.Ama peşine takılıp buralara kadar geldiğim kedimden hiç ses yoktu.Peki bu kediler nereye kaybolmuşlardı?Yavruları neredeydi? Hemen yanından geçmekte olduğum yaprak yığınında bir hareketlenme oldu.Yaprakları hışırdatanın ne olabileceğini düşünmek bile istemiyordum.Acaba apatmanımızın alışverişini yapan Ahmet Amca'nın anlattığı uçurumda yaşayan ve neredeyse bir insan kolu kalınlığında olan o büyük yılanlardan biri olabilir miydi? Tam bunları düşünürken üzerine bastığım çürük bir dal çatırdayarak kırıldı.Yukarı uzattığım ellerim etrafta tutunacak bir şeyler bulamadığından;aşşağıya doğru toprak zeminde kaymaya başlamıştım.Hiçbir şey düşünemiyordum.Yapabileceğim tek şey kayarken ellerimle çevremde tutunacak bir şeyler bulmaktı.Ama hiçbir şey yoku.Korkudan donmuştum.Bir ara elime toprağa saplanıp kalmış bir kök geldi.Büyük bir ümitle ona tutundum. Ona tutmak bir iki saniye kadar hızımı kesmişti ama kısa süre sonra aslında yıllar önce çürümüş olan kök benim ağırlığıma dayanamayarak yerinden çıkıp benimle birlikte boşluğa yuvarlandı.Çevremde hiçbir şey göremiyordum.Vücudum yuvarlanmanın etkisiyle yön değiştirdi.Artık hızla baş aşşağı düşüyordum.Bu defa öne doğru uzzattığım ellerimle bir şeyler tutunmaya çalııyordum ama tuttuğum bütün kökler öylesine inceydi ki hemen kopuyorlardı.Kısa süre sonra aşşağıdaki beton zemine düşeceğimi biliyordum. Son hız aşşağıya kayarken düşündüğüm tek şey bana bir şey olursa annemin ne kadar üzüleceğiydi.
Oturduğumuz apartmanda yasak olduğu için gizlice yandaki boş alanda beslediğim siyah beyaz bir kedim vardı.Adı:Arap.Arap sabahları ben okula giderken miyavlayarak yanıma gelir,okul yoluna kadar beni izlerdi.Çok gariptir ki okul çıkışlarında sokağımıza çıkan merdivenlerin başında onu oturup beni beklerken bulurum.Bu davranışı genelde köpeklerin yaptığını sanırdım ama küçükken sokakta bulup beslediğim Arap da bunu yapmaya başlayınca onun aslında kendini köpek sandığını anladım.Ne komik bir kediydi! Arkadaşlarımla oynarken uzun zamandır sokağımızdaki kedilerin son 1,2 haftadır o uçuruma gitmeleri dikkatimi çekmişti. Belki de orada yavrulamışlardır diyordum arkadaşlarıma.Ahh ne çok severim küçücük kedi yavrularını.Yürüyemezle,kapalı gözleriyle annelerini bulup karınlarını doyurmaya çalışırken,miyavlamaya hiç benzemeyen bir ses çıkarırlardı.Havaya kaldırdıkları minik kuyrukları sürekli üşümüş gibi titrer durur. Bir gün Arap'ın da diğer kediler gibi o uçuruma gittiğini örünce dayanamayarak onu izemeye karar verdim.İçimden,ya uçurumdan düşersem diyordum.O günkü öğle sıcağı yüzünden sokakta bile kimseler kalamadığı için suçuma ortak edeceğim bir tek arkadaşım bile yoktu. Uçurumdan aşşağı inmeye başlamadan önce yapmakta olduğum şeyin doğru olup olmadığını düşündüm.Doğru olmasa bile başıma ne gelebilirdi ki,o uçurumun diğer tarafından zaten her gün inip çıkıyordum.En fazla ağaç dallarından bir kaç çizik olurdu hepsi bu.Merakım ağır bastı. Yol kenarındaki meşe ağaçların beni tartabilecek dallarına tutunarak kendimi ağaçların gölgeleriyle kararmış uçurumun aşşağılarına doğru bıraktım yavaş yavaş.Dağcılık hevesim ve maceraperestlik duygularıım kendini göstermeye başlamıştı.Gerçek tehlikelerin içindeyken hayal kurmak daha kolay ve zevkli oluyor: Bir yandan Arap'ın nerede olduğunu görmeye çalışıyor,bir yandanda ben<>diye düşünüyor,dallara tutununca ve kaymaya dikkat ederek uçurumun derinliklerine inmeye devam ediyordum.